Gençlik

Gençlerimiz çok mutsuz. Gençlerimizin geleceğini onlarla birlikte planlayacağız.

Abdullah Çiftçi bir videosunda Almanya’nın 2030 a kadar 12 milyon kalifiye işçiye ihtiyacı olduğunu söyledi. Bu ihtiyacı gençlerimizle karşılayacağız. Gençlerimizin eksikliklerini tamamlayacak ve plan program içinde ilkelerimize uygun gençleri değerlendireceğiz, Avrupa’ya göndereceğiz. Bunun Almanya ve  diğer ülkelere  fayda sağlayacağı gibi Türkiye ‘yede çok büyük faydası olacaktır. Eskiden köyden gönderdiğimiz insanlarımızla orada bu uygulamayı gerçekleştirmiştik. Unutmamak gerek ki Almanya bugün Almanya, Avrupa bugün Avrupa İse Türklerin bunda çok büyük emeği vardır.

Bugünkü hayat şartları gençlerimizin Avrupa’ya gitme hayali taşımasına neden oluyor. Kimse gençleri bu taleplerinden dolayı kınayamazlar. Biz ve hayatta bizden önceki kuşaklar çocukları için yaşanabilir bir Türkiye geliştirmiş olsalardı, bugün bu gençler gelecekleri için umut besleyebilselerdi belki onlara kalın burada diye bilirdik.

Çok sayıda üniversite kurmak yetersiz öğretim üyesi ve yetersiz eğitim imkânları nedeniyle istenilen sonucu vermedi. Çok sayıda üniversite mezunu olması belki Avrupa Birliği nezdinde kâğıt üstünde olumlu bir intibaının oluşmasına neden oldu. Ancak gerçek hayatta ise tam bir fiyasko ortaya çıktı.

Bugün OSTİM’de ki bir görüşmede   bir elektrik mühendisinin mesleğini bilmediği sadece diploması kullanıldığı ve bu delikanlının asgari ücretle çalıştığını anlatan bir hikâye dinledim. Gerçekten meslektaşım adına çok üzüldüm. Usta kadar mesleğini bilmeyen bir delikanlı, mühendis ustanın yanında çırak gibi getir götür elemanı olmuş. Gerçekten çok acı.

Gençlerimiz Avrupa’daki firmalarda karar verici noktalara geldiklerinde tedarikçiler Türkiye’den yapılacak kazançlar Türkiye’de değerlendirilecek döviz girişi olacak teknoloji öğrenip geri dönecek ve Türkiye’de üretim tesisleri kuracaklar.

Bunlar ütopik hayaller değil bugüne kadar defalarca yaşanmış, onlarca yüzlerce  örneği olan olaylar.

-Biz beyin göçüne karşı değiliz. Bilgi ve teknoloji çağında bu kavram çağdışı kalmıştır. Daha çok stratejik akılla beyin kapasitesini doğru değerlendirmek gerekir. Bugün Kırıkkale’deki bir dede  her akşam  Amerika New York’taki torunu ile görüntülü görüşüyorsa sıla hasreti, gurbet çilesi büyük ölçüde bitmiş demektir. O zaman günün şartlarına göre akıllıca stratejiler geliştirmek zamanıdır.

Meslek edindirme eğitimleri; gençlerimizin tüm dünyada mesleğini icra edebilecek yetiştireceğiz sadece üst düzey mühendis veya tekniker değil kalifiye işçi ve usta yetiştireceğiz.

Spora yönlendirme ile profesyonel sporcu yetiştirme eğitimleri; Her insanımızın sporla ilgilenmesi teşvik edilecek, ileri yaştaki insanlarımızın de hem egzersiz yapması hem de sosyalleşmesi sağlanacaktır.  Profesyonel futbolcu yetişmesi teşvik edilecek bu profesyonel sporcular spor yaparak geçen temin edebilecektir.. Sadece belirli bir dönemde tüm yaşam   boyu geçimini rahatlıkla sağlayabilecektir

Biz de tüm dünyayı idare edecek, yetişmiş beyin gücü  var. Önemli olan  bunu stratejik akılla değerlendirmektir. Bir rektörlüğü hayalinden geçirmemiş kimselerin Rektörlük makamına geldiğini gördük,  sokaktaki simitçinin ben başbakan olsam yorumlarını duyarız. O rektör, rektörlük yapamadı beceremedi çünkü ne ruhsal olarak, ne de bürokratik olarak ne de fiili olarak hazır değildi ama görüyoruz ki simitçi hazır düşünüyor, değerlendiriyor, karar veriyor bu daha kıymetli.

Gençler modern köle olmayacak.

Telekomünikasyon alanında yani haberleşme alanında yatırım ve bakım maliyetleri dışında oldukça cüzi enerji maliyetleri ve lisans maliyetleri karşımıza çıkar. Bugün hem telefon iletişimin hem de internet iletişimini çok pahalı olduğunu  görüyoruz. Özellikle internet iletişiminin daha da ucuz  hale getirilmesi çok önemlidir. İlk çıktığı dönemlerde çok pahalı olan görüşme maliyetleri bugün çok ucuz hale gelmiştir. Bu halde bile gerek kullanıcı sayısı gerekse maliyetler göz önüne alındığında fiyatların çok daha düşük tutulması  gerekmektedir. Dayıların   sokak röportajlarında gençlere telefonunu çıkar gibi maalesef yakışıksız bir tavır içinde olduğunu görüyoruz. Onlar için yani yokluktan gelen insanlar için şu anda gençlerin elinde olan telefonlar lüks gibi görünebilir ancak bu iyi bir ayakkabı neyse soğuktan koruyan bir palto neyse onun gibi değerlendirilmelidir, günümüz insanın ihtiyacıdır. Yeri gelir konum belirler can kurtarır, yeri gelir çekinizi ödetir icradan kurtarır, yeri gelir fotoğraf makinesi olur bir suçu tespit eder, yeri gelir ansiklopedi olur bilmediğiniz şeye kolaylıkla ulaşmanızı sağlar, hatta yeri gelir radyo olur ses kayıt cihazı olur, telefon olur, albüm olur, büyüteç olur,  alarmı saat olur, uzaktaki kameraya erişim imkânı olur da olur. Olabileceklerini sınırı olmayan bu cihaz ayrı ayrı alınsa belki 80-100 bin liraya mal olacak yani 8-10 bin lira böyle bir teknoloji için böyle bir cihaz için hiçbir şey değildir. Ancak maalesef o bizim dayıların kapasitesi bunu anlamaya yetmemektedir. Gençler irade sizin gelecek sizin geleceğinize sahip çıkmalısınız bize dikte edilen dogmalara değil doğrulara değil hayatın gerçeklerine göre geleceğinizi  İnşa etmelisiniz.  Bizler bu konuda elimizden gelen tüm  güçle sizin yanınızda olacağız sizin yolunuzu açacağız, hatta geleceğinizi birlikte inşa edeceğiz.

Her gencin bir hibe kredi alması lazım. Bunun miktarı ekonomik güce, gencin yapacağı işe, eğitim durumuna, kapasitesine göre  düzenlenecektir. İyi bir usta, iyi bir mühendis, iyi bir doktor, iyi bir kamu yönetimci, iyi bir hukukçu olabilmek için gencin yapmak istediği şeyin finansmanında devlet katkı sağlamalıdır. Mesela her Gence 10.000 dolar para vermelidir. Git Bir hafta on gün 1 ay ara ne kadar yeterse birkaç ülkeye gez-gel demelidir. Ayrıca bundan ayrı olarak, ben üniversitede şu bölümü okuyorum şu konuda araştırma yapmak istiyorum şu kadar paraya ihtiyacım var dediğinde devlet o parayı kredi olarak o öğrenciye vermelidir. Leblebi çekirdek parası gibi kredi verip de eskiden şu kadardı şimdi bu kadar oldu demek marifet değildir. Gençler bizim geleceğimizdir. Bu ülkenin gelecekteki yöneticileridir. Bu ülkenin sahipleridir. Dolayısıyla bu ülkenin sahipleri ne kadar iyiyse bu ülkede o kadar iyi olur. Kendini geliştirmek isteyen insana yardımcı olmak her insanın ve devletin ahlaki vazifesidir. Özellikle bizim toplumumuzda öğrenciye bir saygı vardır,  onların ayrıcalığı vardır. Bizim insanımız öğrenciye adı konmamış pozitif ayrımcılık yapar. Siz birinin yakasını toplasanız öğrenci olarak deseniz ki ben bunu öğrenmek istiyorum bana bunu öğret hiç kimse  sizi kınamaz. “Sen benim yakamı nasıl toplarsın” demez. Bu öğrenci için bir haktır. Ama öğrencilik bittiğinde işler değişir, mesleğini   bilmeyene kimse saygı göstermez. O yüzden devletin öğrenmek isteyene destek olması lazım, kendini geliştirmek isteyene destek olması lazım. Parayı piyasaya, sirkülasyona böyle sokması lazım.

O zaman lokantada kazanır, kıyafet satan da kazanır, berberde kazanır, minibüsçü de kazanır. Siz parayı  sirkülasyonu sokmak için müteahhide verirseniz para müteahhitte, demircide, çimentocuda, kapıcıda, borucuda göllenir.  Yani birikir. Hâlbuki ne kadar çok insana dağıtırsanız, o kadar çok sektöre etki edersiniz. Yıllarca yanlış bir anlayışla inşaat sektörünü lokomotif sektör olarak gördüler. İnşaatçılar ise para kazandıkları parayı aldılar yurtdışına çıkardılar. Öyle hikâyeler var ki hem ihaleden para kazandılar, hem de taşeronları batırdılar. Dolayısıyla kazançlarını katladılar, hatta misliyle katladılar. Sonra da bu paraları alıp yurtdışına götürdüler. Bugün ekonomideki sorunlar buradan kaynaklanıyor. Hâlbuki bu para gıda, tarım ve endüstriyel üretime yatırılsaydı bugün  Almanya  İtalya olamasak da İspanya, Norveç yolunda ilerliyorduk. Bunun çeşitli nedenleri var. Zamanı geldiğinde. Her şey ortaya dökülecek.  Gerçeklerin er ya da geç ortaya çıkmak gibi bir huyu vardır.